Korkut Köseoğlu

Kendileriyle Savaşanlar

S.Zweig, yeni yayımlanan kitabı “Kendileriyle Savaşanlar”da üç yazarı ele almış; Hölderlin, Kleist ve Nietsche.Zweig, kitabında bu yazarların iç dünyalarını, yaşam öykülerini ve eserlerini yaratım süreçlerini irdelemiş.
Devamını Oku »

Olgulara belli bir şüpheyle bakmamak insanı gülünç duruma düşürebiliyor. Hele insan bilmediğini yok sayarsa bu daha da artıyor.
İnsancıl atölye çalışmalarında incelediğimiz kitaplardan birinde saptadığımız bir hata, bu duruma tipik örnek oldu.
Devamını Oku »

Bir Devrimcinin Öyküsü

İnsan, yaşamında kimi zaman umutsuzluğa, bezginliğe kapıldığı olur. Yaşamın birçok alanında insanı karamsarlığa iten olaylar yaşanabilir. Böyle dönemlerde tarihe bakıp direngenliğiyle, mücadelesiyle insanlık onurunu yücelten kişileri görmek insana esenlik verir.
Devamını Oku »

Batı Merkezli Düşüncenin Unutturdukları

Burjuva devrimleriyle Batı’da yalnız iktidarlar değişmedi. Aynı zamanda düşünce sisteminde de önemli değişiklikler oldu. Burjuvazi kendi dilini, edebiyatını felsefesini her alana yerleştirirken, Batı merkezli düşünce sistemi dediğimiz bakış oluşmaya başladı.
Devamını Oku »

Batı Trakya Yolculuğu

Batı Trakya Yolculuğu

29 Eylül akşamı Sirkeci garındayız. Yolculuğa iki aile çıkıyoruz. Toplam altı kişiyiz. Hedefimiz Selanik. Trenin kalkış saatinden yarım saat önce vagonda yerimizi aldık. Vagonda ikişer kişilik odalar dar bir koridorla bağlanmış birbirine. Arka arkaya üç oda bizim. Çocukluğumda ilk trene bindiğim zaman geldi aklıma. O zaman oyun gibi gelmişti bana tren yolculuğu. Yine öylesi bir eğlence diliyordum kendi kendime. Bir yandan da aklım, doğru yolun bu olmadığını söylüyordu. Ok yaydan çıkmıştı bir kere.
Devamını Oku »

Bir Avrupa Gezisi

Gezimizin ilk durağı Zürih kentiydi. Hem akrabalarımızı görmeyi hem de gezmeyi amaçlamıştık.

Uçağın kapısından inerken denetlemeler başladı. Bu alışıldık bir durum değildi. Uçaktan inip pasaport polisine kadar gidilir, sonra içeri girilirdi. Yeni uygulamaysa, daha THY’nin İstanbul’da yaptığı denetleme yetmezmiş gibi, uçak kapısında bir polis, çıkanların pasaportlarındaki vizeye bakıyordu. Her şey güler yüzle yapılıyor ama bir eksiklik saptanırsa uçaktan inmeye izin verilmeyeceği anlaşılıyordu. Polislerde, yolcunun taşıdığı pasaporta göre bir ön yargı var. Bireysel durumunun hiçbir önemi yok, yalnızca ülkenin imajıyla duruyorsun görevlinin karşısında.
Devamını Oku »

İnsan, yaşadığı olumsuz şeyleri düşünürken kendini çoğunlukla tarihsel bir araştırma içinde bulur. Bu tarihsel araştırma olguların sırasıyla geriye doğru nedenlerinin bulunmasına dayanır. Araştırma sırasında bir yer gelir, “keşke böyle olmasaymış” der. İnsana işte bu olsaydı ya da olmasaydı dedirten bir olguyla karşılaşınca, güncel sorunla hemen bağ kurar. Böylece, bugünkü sorunu o geçmişteki kırılmaya bağlarız. Elbette tarihsel bir araştırma gereklidir, ama acaba saptadığımız kırılma bugünkü soruna yeterli bir karşılık mıdır? Çoğunlukla yeterli değildir, bir olay birçok neden dayalıdır elbette. Ancak yine de bunu yapmaktan alıkoyamayız kendimizi.
Devamını Oku »

KÜLTÜREL RÖNESANS

İnsan bir değerler bütünü içinde yaşar. Etik, estetik, din başlıca insani değerlerdir. Bu değerlerin içeriği değişse de insan ürünü olmaları bakımından birdir. Seçimlerimiz, neye değer verdiğimizi ortaya koyar. Çünkü insan, içinde bulunduğu gerçekliğe bir değer verir ve ona göre davranır. Bilgi edinmenin mi yoksa paranın mı peşinden gideceğiz. Bu, neye değer verdiğimizi gösterir. Tarih ve kültür de böylesi bir değerler dünyasından çıkar. Değerlerimizden söz etmeden insanın kurduğu dünyadan söz edemeyiz.
Devamını Oku »

G.Lukacs’ta Gerçekçilik
“Edebiyatta gerçekçilik, yüzyıllar boyunca, git gide gelişmiştir. Fakat gerçekçilik düşüncesi ve kavramın kendisi 19.yy ortasında oluşmuştur.” Önce Puşkin(1799–1837), daha sonra da Belinski (1811–1848) geçmişte yaşamış kimi yazarlarda ortak bir niteliğe değinmişlerdi. Bu ortak nitelik gerçekçilikti.
Önceleri bu ortak yön sanat eserindeki karakterlerin çok yönlülüğüyle ortaya çıkmıştı. Çok yönlülük, olaylar, koşullar ve değişik durumlarda karakterlerin nasıl davrandıklarıyla kendisini gösteriyordu. Eğer yazar yarattığı kahramanların eylem, ilişki ve yaşantılarını oluştururken, onların toplumsal karakterinin gerçeklikteki iç yasallıklarından hareket ederse, o eser için gerçekçi denirdi. Bunun aksine, yazar, karakterlerine gerçeklikteki yasallıklardan bağımsız kendi düşüncelerini yaptırırsa, ona gerçekçi olmayan eser denirdi.
Devamını Oku »

Bir Roman Değerlendirmesi: ANKARA
Yakup Kadri, Ankara romanını ilk kez 1934 yılında yayınlamış. Romanında Cumhuriyet devrimlerinin amacına ulaşamamasını anlatır. Ankara, hem bir roman, hem de siyasi eleştiri kitabıdır. Romanın siyasi etkisi kendini hemen göstermiştir. Kadro dergisindeki yazıları ve Ankara romanının etkisiyle, Yakup Kadri aynı yıl ülkeden uzaklaştırılmış Tiran’a büyükelçi olarak gönderilmiştir.
Devamını Oku »